Adamın biri çok uzun yıllar yurt dışında kaldıktan sonra ülkeye dönmüş. Havaalanından evine gitmek için bir taksiye binmiş. Yolda giderken yanında sigarası olmadığını hatırlamış ve şoföre bir markette durmasını , sigara alacağını söylemiş. Şoför gitmiş bir caminin önünde durmuş ve '' buyrun beyim, sigaranızı alın '' demiş. Adam şaşırarak '' nasıl yani , burası cami '' demiş. Şoför '' beyim artık ticaret camilerde yapılıyor '' demiş. Şaşkınlığı artan adam '' burası ibadet yeri değil miydi, hocalar, imamlar nerede...peki ibadet nerede yapılıyor '' diye sormuş. Şoför '' beyim ibadet üniversitelerde '' diye cevap vermiş. Adam '' profesörler, doçentler nerede... eğtim , eğitim nerede yapılıyor '' demiş. Şoför sakin sakin '' beyim eğitim hapishanelerde '' diye cevap vermiş. Adamcağız panik halinde '' ya hapishanedeki hırsızlar, düzenbazlar nerede '' deyince , şoför cevap vermiş '' beyim onların hepsi şimdi mecliste '' ....
01 Jun 2009
GÜLE GÜLE TÜRKAN SAYLAN HOCAM..
Güle güle asil kadın, inanmanın neler yapabileceğini öğrendik senden.. Bizlere bıraktığın ışık, dilerim seni anlamaya yetmeyen küçük beyinlerin nesillerini de aydınlatır gelecekte. Bize bıraktığın ışık mirasınla.. Güle güle asil kadın, güle güle.. Son cümlelerin de asil ve cesurca oldu.. "Ben görevlerimi tamamladım, gitmeye hazırım" dedin. İnsanların ölürken yaşaması gereken, gönül huzurunu yaşadı Türkan Saylan. Ne mutlu ona. Mekanı cennet osun. Ardında bıraktığı binlerce Türkan Saylan var şimdi. Onun gibi gelecekler eminim. Türkan Saylan düşüncesi, cumhuriyeti savunup kız öğrencilerin okuması için mücadele edip başarmanın dışında, bilimsel çalışmaları, sosyal projeleri ile aşağıdaki ödüllere layık görülmüştür. 1996’da İstanbul Üniversitesi kendisine “Atatürk İlke ve Devrimleri” ödülünü vermiştir. İngiltere dermatologlarının derneği olan
“Atatürk İlke ve Devrimleri Ödülü” İstanbul Üniversitesi (1996),
“Ülkemizde Yılın Kadını Ödülü” (1990),
“
Melvin Jones Ödülü” (1991),“Atatürkçü Düşünceye Hizmet Ödülü” İncirli Lions (1996),
“Kuvayi Milliye Ödülü” Haliç Rotary (1997),
“
Fahrettin Kerim Gökay Ödülü” Türk Lions Vakfı (1997),“
Türkiye Ziraatçiler Birliği Dayanışma Ödülü” (1998),“75. Yıl Ödülü”
Türk Kadınlar Birliği Şişli Şb. (1998),“
Uğur Mumcu – Muammer Aksoy Ödülü” ADD İstanbul Şubesi (1999),“
Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi Onur” Ödülü” (2000),İtalya “
Foyer des Artistes Kurumu Ödülü” (2001),Cüzzamlı Hastalara verdiği uzun süreli hizmet ve getirdiği bakış açısı nedeniyle “Hasta ve Hasta Yakını Hakları Derneği 2001 Yılı Ödülü”,
“Atatürk Ödülü” Amerika / Atatürk Topluluğu (2001),
“
Sanat Kurumu Onur Ödülü” (2002),“Atatürk / Çağdaşlık Ödülü” Dünya Atatürkçü Kuruluşları (10 Kasım 2003),
“Üstün Hizmet Ödülü”
Yıldız Teknik Üniversitesi (2004),Eğitime yaptığı katkılar nedeniyle “Eğitim Ödülü”
TED Koleji,“Kendinden once hizmet” ilkesine örnek davranışı nedeniyle “100. Yıl Mesleki Başarı Ödülü”
Rotary Kulübü,“İnsan Hakları Ödülü”
İzmir Karşıyaka Belediyesi (2004),“Türkiye’nin En İyi Eğitimcisi” Ödülü -
Tempo Dergisi (2004),Kültür Üniversitesi’nin İstanbul genelindeki üniversitelerin öğrenci ve öğretim üyeleri arasında yaptığı anket sonucunda “Yılın En Yürekli Kadını Ödülü” (2004) ,
“Puduhepa Ödülü” - Adana Kütür Sanat Derneği (2005),
“Meslek Hizmetleri Ödülü” Ankara Emek Rotary Kulübü (Ekim 2005),
“Toplumsal Barış Ödülü”
Barış Radyo,“İnsan Hakları, Demokrasi, Barış ve Dayanışma Ödülü” -
SODEV Sosyal Demokrasi Vakfı (2005),“İyi Kalpli Ol Ödülü”
Türk Kalp Vakfı (2006),“Yılın Başarılı İş Kadınları Ödülü” Dünya Gazetesi (2006),
“ÇEK Eğitim Ödülü”, Çağdaş Eğitim Kooperatifi (2006).
1935 yaşında başlayan yaşamına anneliği de sığdıran Türkan Saylan şerefli bir türk kadını olarak tarihimizde yer alacaktır. Bir gün önce Tandoğan cumhuriyet yürüyüşü ile, 19.mayıs gençlik ve spor bayramı arasında ayrıldı bu dünyadan.
"Benim bir hastalığım var, ama ben hasta değilim" diyecek kadar yaşamın getirdiklerine güçlü duruşu ile, Ergenekon operasyonu kapsamında da aranmış, suçluluğu araştırılmıştı. Akp grup başkan vekili Bekir Bozdağ, "fikirlerine katılmamakla beraber, mücadelesini takdir ediyorum" dedi. Cumhuriyetci olması fikrine mi, kız çocuklarını okutma projesi fikrine mi ya da, yukarıda aldığı ödülleri nedeniyle mi savunduğu fikre karşı çıkıldı?
Güneş hiç bir zaman balçıkla sıvanamaz sözüyle güle güle Cumhuriyetin asil kadını..
Seni, saygıyla selamlıyor, hayata geçirdiğin her şey için sana teşekkür ediyorum.
20 May 2009
Babam askerdi. İlkokul birinci sınıfı İstanbulda okuduktan sonra babamın tayini nedeniyle Ağrı'ya yerleştik .Okulum, arkadaşlarım, öğretmenim, komşularımız tümden değişmişti.Yeni bir yaşam şekliydi Ağrı bizim için. Öncelikle evimiz çok ilginç gelmişti bana. Kerpiçtendi. Yazın ikinci katta oturuyor, kışında zemin kata inmiş oluyorduk. Nedeni ise; kışın çok yoğun yağan kar, ikinci kata kadar ulaşıyordu o zaman. Ağrı halkı çok cana yakındı. Ev sahibimiz Şükriye Teyze, kardeşlerimle beni çok severdi. Belki yedi, sekiz eteği üst üste
giyerdi. Tüm kadınlar öyleydi aslında. Sonradan Doğubeyazıt'a yaptığımız bir gezide, İshak Paşa sarayını gezdiğimizde, anlatılan rivayette öğrenmiştim çok eteğin hikayesini. Saraya kaçırılan bir genç kız, kendini yüksekten aşağıya atmış, intihar etmek için. Başım dönmüştü aşağıya bakınca. Lakin genç kız ölmemiş kurtulmuştu. O yörenin kat kat üzerlerine giydikleri etekler sayesinde. Anlıyacağınız, üst üste giyilen etekler paraşüt görevi yapmış.. Böylece gençkız, hem ölümden, hem saraydan kaçıp kurtularak, sevdiği oğlana kavuşmuş.
1961 li yıllardı. O zaman ne terör, ne PKK vardı. İnsanlarda mutluydular. Biz İstanbul'dan Ağrı'ya yerleşen bir aile olarak fazla zorluk çekmemiştik.Ya da farkında değildik. Ama Annem üç yıl sonra Ankara'ya tainimiz çıktığında çok ağlamış, zor alışmıştı Ankara'ya. Askeri garnizon içinde yapılan etkinlikler, farklı bir boyut getiriyordu yaşantımıza. Çok kar yağdığı günlerde okula kızaklarla gidiyorduk. Kızaklar büyük ve iki kişilikti.
Bıyıkları buz tutan amcalar bize yardımcı olurlardı. Abideli bir yoldan geçer, okulumuza ulaşırdık. Küçük kız kardeşim minyon olduğu için, öğretmeni hemen kucağına alır, sınıfa götürürdü daha fazla üşümesin diye.
Bir gün, çarşının ortasında idam edilen bir suçlunun çöp arabasına atılıp, götürülmesinide hiç unutamam.Ölmeden önce üzerine beyaz , kocaman önlük gibi birşey giydirilmişti. Sonradan ip çekilince, boynu küt diye yana düşmüştü. Eve gidip anneme anlattığımda bana çok kızmıştı."Ne işin vardı, okuldan çıkınca doğru eve gelmen gerekirdi" diye bana. Ama idam yolumun üstünde gerçekleşmişti. Görmemem mümkün değildi.
Hep büyüklerimiz söyler ya , eskinin bayramları başkaydı diye.. Şimdi anlıyorum, bizim jenerasyona göre de bizim bayramlarımız farklıydı. Bayramlıklarımızı Annem diker ve çok cici işlerdi., birde hırka örmüştü kıyafetlerimi tamamlıyan.Yeşil ve bej renklerinde , babet ayakkabı almışlardı bana. Annem bayramlıklarımı bayramda giymem üzere dolaba kaldırmış ve önceden giymememi için tembihlemişti. Kırmızı dolgu toplar yeni çıkmıştı, elma şekeri gibiydiler aynı. Oyuncakcı vitrininde seyreder, çok hoşuma giderdi. Babam kırmızı toptan alırdı, ben kaybederdim. Ve sonunda Babam"bir daha kayberersen almıyacağım"diye beni uyardı. Babamda asla ceza konusunda sözünden dönmezdi. Askerdi sonuçta. Arife günüydü, dışarda arkadaşlarımla top oynuyordum.Ve beni şeytan dürttü, bayramlık kıyafetlerimi giyip, top oynamaya çıktım. Annem Şükriye teyzemdeydi. Evimizin biraz ilerisinde, aşağıda geniş bir çay vardı.Çayın karşı tarafına yazın panayır kurulurdu.Toz toprak , gözgözü görmezdi. Topumla itinalı bir şekilde oynamaya başladık.Top bu, zıpladı , zıpladı ve aşağıya derenin içine doğru hızla yuvarlanarak düştü.Tabi bende sahip olduğum son topu kurtarmak için, yüksek yamacı yuvarlanarak aşağı doğru inmeye başladım.Ve sonrada , derenin içine düştüm. Ama topumu görebiliyordum. Beş metre ilerdeydi. Aynı anda suyun içinde kurbağaları, çamuru gördüm. Çıkmaya çalıştım panikle, ama çıkamıyor gittikçe batıyordum. Çok hızlı değildi batışım ama çıkamıyordum. İmdat !diye bağırırken ilerde doğulu bir amcayı gördüm. Ayakta derenin içine , çişini yapıyordu. İyice midem bulanmıştı. Ama denize düşen yılana sarılır misali , amcaya "imdat "! diye bağırmıştım. Türkçe bilmediği için sanırım hiç bakmamıştı.Bu arada topumda elimdeydi.Vücudumda , kollarıma kadar suyla karışık çamura gömülmüştü. Derken yukarıdaki arkadaşlarımın çığlıklarına babamın tesadüf evimize gönderdiği Mehmet Asker yetişmişti. Beni çekerek kurtardı bataklıktan. .Ancak , bayramlık ayakkabımın teki yoktu ayağımda. Annemin selanik örnekli ördüğü güzelim hırkamın kollarıda nerdeyse ayaklarıma değecek kadar uzamıştı. Sonuçta bayrama hasta ve tek ayakabıyla girmiştim. Benim bu hikayem anne sözü dinlemeyen çocuklar için iyi bir örnek olabilir.. Ankara'ya tayinimiz çıktıktan sonra bir daha gitme fırsatım olmadı Ağrı'ya. O tarihlerden kalan kötü hiçbir şey yok hafızamda. Şimdi kan,savaş, ölüm kokuyor doğu ve güneydoğu Anadolu..Hergün bir asker evladımız şehit düşüyor. Acı,gözyaşı içinde şehit aileleri. Ateş düştüğü yeri yakar. Bizlerden daha yanık onların içi. Neden böyle oldu, bu hırs ne.. Aynı toprakların üzerinde yaşıyorduk huzurlu.. Nifak bir girdimi çıkmak bilmiyor bir türlü.. Annem hep,"Allah iyilerle karşılaştırsın yavrularımı "derdi. Bende "Allah iyi liderlerle, "iyi komşu ülkelerle karşılaştırsın ülkemi "diyorum.
09 May 2009
Kömür yardımı,
Erzak yardımı,
Çamaşır makinası yardımı,
Soba yardımına da yeni başlanmış.
Halk seçimlerden önce armağanlara boğuluyor. Tabi hak edene gittiği de şüpheli.
Gecekondular bile seçim öncesi konduruluyor.
Sonra çıkıp televizyonlarda" biz garibanı düşünüyoruz" diyorlar.
Bu kandırmacaya hiç bir yönetimde rastlanmadı. Zavallı halkım çaresiz, bilinçsiz
aldanmaya
devam ediyor. Keşke yapılanlarda samimi olunsa. Duyduğuma göre,
ayakkabı yardımı yapıldığında tekini verip, diğerini "oydan sonra "diye
garantiye alıyorlarmış (!)
Şaka gibi...
Stalin'nin tavuğu diye bir hikaye var. Paylaşayım sizinle..
Stalin en sadist cinayetlerini planladığı çalışma odasına yakın dostlarını toplamış sohbet ediyordu. Votka şişelerinin biri gidip, diğeri geliyordu. Kafalar iyice dumanlanmıştı. Saçını ihtilalde, halk içinde, devlet yönetiminde, bürokraside ağartmış dostlarım... Söyleyin bakalım halkın yönetime bas eğmesi, kayıtsız şartsız itaat etmesi için yöneticiler ne yapmalı, nasıl davranmalıdır? Her dumanlı kafadan bir ses çıktı.. Kimisi adaletten, haktan söz etti.. Kimisi demokrasiden. ... Kimisi sürgünden, sehpadan, hapisten... Bir kadeh daha votka çekerek şöyle dedi: Yönetimi eline geçiren hükümdarın Tanrıdan pek farkı yoktur! Halkın karşınızda başeğip durması için ne yapmanız gerektiğini durun da su beyinsiz kafalarınıza çivi gibi çakayım... Hemen hizmetçileri çağırıp emretti. "Çabuk bana bir tavuk getirin" Aceleyle bir tavuk kapıp getirdi adamları.. Stalin, adamlarının gözleri önünde başladı canlı canlı tüylerini yolmaya tavuğun... Bütün tüyleri yolunup cascavlak kalan tavuğu odanın ortasına salıverdi, lider.. "Şimdi izleyin bakalım nereye gidecek bu şaşkın tavuk" Zavallı tavuk bu azaptan kaçıp kurtulayım diye aralık kapıdan dışarı canını atayım diyor, soğuktan tir tir titriyor.. Masaların altına giriyor, köşeli masa ayakları canını yakıyor... Duvar diplerine koşuyor teleksiz, tüysüz kanatları yara bere içinde kalıyor... Şömineye yaklaşıyor tüysüz derisi kavruluyor... Çaresiz, tüylerini yolan Stalin'in bacakları arasına saklanıp, sığınıyor.. O zaman Stalin, cebinden bir avuç yem çıkarıp önüne tane tane atıveriyor yolunmuş tavuğun...Yemlenen tavuk, Stalin nereye yönelse peşinden koşuveriyor.. Ağızları bir karış açık kalan dostlarına bakıp, pos bıyıklarının altından gülerek şöyle diyor Stalin: "Gördünüz mü, Halk dediğiniz topluluk bu tavuk gibidir. Tüylerini yolup al ve serbest bırak... O zaman yönetmek kolay olur..
Aktardığım bu hikaye, gerçekten olmuş mu, bilemiyorum. Ancak, "Stalin'in Tavuğu" diye bir söz var.. Bu sözle örtüşen nice halk, nice yönetici görmedik mi biz de şu kısacık yaşamımızda..
Güncel yardımlar her gün şekil değiştirdikçe, Aklıma hep bu hikâye geliyor!
Yolunmuş tavuk olmayacağımız günler için, farkındalıkla kalın.
04 Mar 2009
Sekiz yıl önceydi. Annem okumayı ve yazmayı unuttuğunu söylüyordu. Ayrı şehirlerde yaşadığımız için benim bilgim dışında gelişmişti unutkanlıkları. Yazları Antalya’da ki yazlık olarak kullandıkları evlerine tatile gelirlerdi Babamla. Önceleri belirgin hiçbir şey yoktu sağlığında.
Annem, doktora yalnız gitmiş, rahatsızlığı hakkında da kimseyi bilgilendirmemişti.
İlk sene Anneciğimde hiçbir şey fark edilmiyordu.” Ben okumayı unutmuşum” diye kendisiyle dalga geçiyordu adeta. Çok titiz bir insandı. Beyaz çamaşırlarını balkona astığında bembeyaz sallanırlardı. Bayramlarda baklavasını kendisi yapar, sarmalarının tadına doyulmazdı. Benim gözümde dört dörtlük bir ev hanımıydı.Yoktan yaratırdı. Çocukluğumuzu da dolu dolu yaşatmıştı bize. Memur çocuğu olmamıza rağmen varlığı da yokluğu da öğrenmiştik ondan. Sonra da beş tane torununa bakmıştı. Onlara ev ödevlerini yaptırır, matematik çalıştırırdı. Yüksek öğrenim görmemesine rağmen çok kitap okurdu.
Ertesi yıl Antalya’ya geldiklerinde Annem’de belirgin farklılıklar gördüm. Hareketleri ağırlaşmış, mutfağı yemek vs.yaparken dağıtmaya başlamıştı.Toparlıyordu ama çok zorlanarak. Başı dönüyor ve sık sık uzanıyordu. “Bu ilaçlar bana dokunuyor, onun için başım dönüyor” diyordu. Annemin gerçek rahatsızlığını ilaç propektüslerini okuduğum zaman öğrendim.İlaçlar demans, alzhemier hastaları içindi. O tarihlerde alzhemieri biliyordum ama demansı bilmiyordum. Öğrendiğimde yıkıldım. Annem tansiyon ve astım hastalığının sebep
Olduğu demans hastasıydı. Halk dilinde erken bunama deniliyordu. Her sene hastalık biraz daha Anneciğimi değiştirdi. Genç yaşında yakalandığı bu hastalık hafızasındaki sözcüklerini, geçmişini yavaş yavaş aldı . Beynindeki hücreler yavaş yavaş tükeniyordu. Doktorlar, elimizdeki en son olanakları kullanıyoruz diyorlardı. Ama o ümidini hiç tüketmedi. Hep umut doluydu. Ancak her sene bedeninden kopan, geri gelmeyen yürüme, ellerini kullanma gibi motor hareketleri de yok olmuştu . Demansın sonrası Parkinson başlamıştı bu sefer. İki sene öncede Anneciğim yatak bağımlısı olmuştu. Çok acılar yaşadık.. Artık o bir bebek olmuştu. Bakıcı yardımıyla yaşamını sürdürüyordu. Ne ağrıyan yerini söyleyebiliyordu ne de bizleri sevdiğini. Annem günden güne tükeniyordu.
23 Şubat sabahı kardeşimden gelen telefonla uyandım. Annem acildeydi ve epilepsi geçiriyordu. İlk otobüsle Ankara’ya gittim. Annem yoğun bakımdaydı ve görme şansımız yoktu. Yaşama savaşı veriyordu. Çok zor günlerdi bizim için. Anlamsız bir bekleyiş. Yaşama dönerse hastalığının kademe olarak daha ilerlemiş olacağını söyledi doktorlar. Midesi delinip beslenmesi öyle sağlanacaktı. Çevreden insanlar “o günahlarını bu dünyada çekiyor” diyorlardı. Hangi günahlarını, hanım olmanın bedelini mi, fedakar olmanın bedelini mi, Anne olmanın bedelini mi?
İnsan Annesini kaybetmeyi ister mi? Ben istedim. O’nu çok sevmeme rağmen istedim. Acı çeksin istemiyordum artık. Sekiz senedir çektiği acılar bitsin istiyorum. Doktorlardan güçlükle aldığım izinle yoğun bakım ünitesine girdim. Annem, gözleri kapalı, solunum cihazına bağlanmış yaşam savaşı veriyordu. Belki beni hisseder diye konuştum onunla.
Dualar okudum, onu çok sevdiğimi söyledim. Yüzü şişmiş, zor nefes alıyordu.”Acı hissediyor mu”? diye sordum hemşireye. “Hayır” dedi. Annem yaşayan bir ölüydü artık . Acı içinde bekliyorduk her gün.. Tam bir hafta sonra İzmir’den gelen kız kardeşim gördü annemi yoğun bakımda. Her ne kadar beyin hücreleri öldüyse, annelik duyguları ölmemişti annemin. Doktorların iziniyle teker teker üç kardeş annemizi gördük o gün. “ Annem artık diğer dünyaya” gidebilir diye düşündüm. Aynı gece saat 21.40 da vefat haberini aldık. Rahata kavuşmuştu nihayet. Ama ben, kardeşlerim anasız kalmıştık. İki uçlu duygular yaşadım o gece. Kendimi hazırlamama rağmen başaramadım sakin olmayı. Rahata kavuşmuştu annem ama biz annesiz kalmıştık.” Ben artık şimdi büyüdüm” dedim içimden. Annem gitmişti, hiç gelmemek üzere.
27 Feb 2009
Bazen insan tek yönlü yaşamaktan sıkılır. Ben de bu sıkıntılı dönemi yaşıyorum şimdi.Kış mevsimine girişin yaşandığı bu günlerde içimde garip bir sıkıntı var. Sanki insanlar bu günlerde daha mağdur oluyor. Soğuk havaya maddi olanaksızlıkları olan aileler, insanlar nasıl dayanacak diye düşünürüm hep.Kışın daha çok yemek ihtiyacımız olmaz mı? Allah ısınacağımız ateşi, yiyeceğimiz aşı, yaşayacağımız toprağı eksik etmesin. Gündeme güm diye oturan küresel kriz de olumsuz olarak ruhumuzu bozuyor. İşsizler ordusu hızla büyüyor. Doğuda şehit sayımız artmaya devam ediyor.Çevremde iş arayan o kadar çok üniversiteli genç tanıdığım var ki.. Dünyadaki sınavlarımız kıran kırana devam etmekte. Cadı kazanı gibi kaynamakta dünyamız. Yağmur şiddetle yağıyor. Kuruyan toprak ve bitkilerimiz mutlu oluyorlar bu kez. Kediler, köpekler açlar. Çizmesi, paltosu olmayan çocuklar sırılsıklam. Süpermen olmak lazım ihtiyacı olanlara ulaşabilmek için. Ancak, süpermen olmak hayal olduğuna göre, çevremizdeki ihtiyaç sahiplerine ulaşmaya çalışmalıyız. Aç olan bir çocuğu doyurmak, giydirmek gibi.Yaşlı bir insana destek olmak gibi..Açlıktan miyavlayan bir kediyi beslemek gibi.. İnanın onları mutlu ettğimiz kadar kendimizde mutlu oluruz. Allaha şükrederken, ihtiyacı olan diğer insanlara ulaşmaya çalışmanın hazzını yaşamaya değer buluyorum. Sevgi ve farkındalıkla kalın.
23 Nov 2008
KARŞILIKSIZ SEVGİ
Sizlere yaşanmış gerçek bir olay aktaracağım.
Bu, Vietnam'da savaşan ve sonunda evine dönecek olan John adında bir askerin hikayesidir.
&&&
John evine gitmeden önce, San Francisco'da bulunan anne babasına telefon açtı.
“Sevgili anne ve babacığım,
Sonunda eve geliyorum ama bir şey sormak istiyorum. Bir arkadaşımı da beraber eve getirebilir miyim?
"Tabii ki " diye cevapladılar. "Onunla tanışmaktan mutluluk duyarız".
"Ama bilmeniz gereken bir şey var." diye devam etti John, "O savaşta ağır yaralandı. Kara mayınına bastı ve kolu ile bacağını kaybetti. Başka gidecek hiçbir yeri yok. Onun bize gelmesini ve bizimle yaşamasını istiyorum".
"Bunu duyduğuma çok üzüldüm oğlum, belki kalacak başka bir yer bulması için ona yardımcı olabiliriz"
"O hayır, onun bizimle yaşamasını istiyorum."
"Oğlum," dedi babası, "Sen ne istediğinin farkında değilsin. Böyle büyük bir sorunu olan birisi bizi çok rahatsız eder. Bizim kendi hayatımız var ve böyle farklılığa izin veremeyiz. Bence sen eve gelmeli ve bu çocuğu unutmalısın. O kendi yaşamını devam ettirmenin bir yolunu bulacaktır.
"O andan sonra, John telefonu kapattı. Anne ve babası ondan başka bir söz duymadılar...
Birkaç gün sonra, San Francisco polisinden bir telefon geldi. Oğullarının bir binadan düşerek öldüğünü söylediler. Polise göre intihardı. Anne ve baba telaşla uçağa binerek oğullarının teşhisini yapmak için San Francisco'daki teşhis morguna gittiler. John'u teşhis etmişlerdi. Ama gözleri fal taşı gibi açılarak... Bilmedikleri bir şeyi fark ettiler. John'un bir bacağı ve bir kolu yoktu...
& &&
Bu hikayedeki anne ve baba bir çoğumuza benzer. Etrafımızda iyi görünen ve neşeli insanları sevmek bize kolay gelir, ama bize rahatsızlık veren
özellikle bizim kadar sağlıklı olmayan, bizim kadar güzel olmayan ve bizim kadar zeki olmayan insanlardan uzak durmayı tercih ederiz. Çok şükür ki bizi bu kategoride gören birisi yok. Karşılıksız sevmeyi başaran birisi sonsuza kadar ailemizdendir.
Ne kadar çirkin ne kadar fakir ne kadar engelli olursak olalım insanları oldukları gibi kabul etmeyi ve ne kadar farklı olurlarsa olsunlar onlara karşı daha anlayışlı olabilmeyi becerelim.
Arkadaşlar, çok nadir bulunan cevherlerdir. Onlar sizi güldürür ve başarmanız için destekler. Bazen tek kelime bazen bir cümle paylaşırlar.
Ancak, her zaman kalbinizi ona açmanızı beklerler.
alıntı
30 Aug 2008
Otelde çalışan aşçı dostumun ,nasihat gibi itiraflarını,
sizlerle paylaşmak istedim
Çalıştığım tesisin mutfak ve pasta imalat sorumlusu olarak genel
tavsiyelerim: 1) Önünüze ikram olarak gelen ya da sipariş üzerine
istediğiniz acılı ezmeyi iyi kontrol edin, bu işten az da olsa
anlamıyorsanız yemeyin. Acılı ezme dünden artan çoban
salatasında yapılır, hatta müşteriden dönen artık salatayı
kullananlar bile var. 2) Sık gittiğiniz mekanların HCCP denetimine
sahip olmasını tercih edin. 3) Yemeğinizin içinden çıkan yabancı
maddelere yaygarayı koparın; ama yemeğinizden eldiven parçası
çıkarsa o mekana güvenin. Üretimdekilerin eldivenle
çalıştığının garantisidir, bazen doğrama esnasında eldivenin
sarkan uçları kesilebilir. 4) 'Mutfağımızı gezebilirsiniz'
tabelası gördüğünüz yerlerden uzak durun. En iyi gizleme ortada
bırakmaktır. 5) Ucuz lahmacunun kıyması %50 kavrulmuş pırasadan
oluşur, en iyi gurmeler bile tadını zor ayırır. 6) Ucuz cevizli
baklavada kullanılan cevizin de en az yarısı, kuruduktan sonra
robottan geçirilip kavrulan bayat ekmektir. 7) Kesinlikle ama
kesinlikle yapılışını görmediğiniz ya da ev ortamında
tanıdığınız biri tarafından yapılmayan çiğ köfteyi yemeyin.
8) Evde yemeye özen gösterin ama ara sıra dışarı çıkın, yoksa
ben işsiz kalırım...
27 Aug 2008
HAYATA BAŞKA BİR BAKIŞIN ŞİİRİ
GARİPSEME ÖYLE
KOCAMAN KOCAMAN
AÇIPTA GÖZLERİNİ.
HAYAT DERLER BUNA..
YA ÇEKERSİN
YA DA ÇEKTİRİRSİN.
ALDIRMA..
YAŞAYIVER BİTSİN.
26 Aug 2008
Alamadığım key ödemesi, daha doğrusu nedeni bilinmeyen ödeme sorunu üzerine emekli olduğum Bağ-Kur Antalya İl müdürlüğüne gittim. Bağ-Kur, SSK ile birleştiği için, dilekçe verme konusunda zorluk yaşadım. Neyseki sıcağın ve nemin sinirleri iyice gerdiği kalabalıkta, on yıl öncesi tanıdık simalar aramamla sevince dönen dilekçe kabulumle işlemi tamamlamış oldum.
Ancaaak!
İnsan kaynaklarındaki yaşını almış yetkili kişinin, "bu itiraz dilekçelerini yapacak memurun olmaması ile her hangi bir talimatında kendilerine gelmediği" hakkındaki yaptığı açıklama ile; tarafıma yapılacak key ödemesinin bahara kaldığını anlamış oldum. Sosyal Güvenlik Kurumuna da dilekçe vereceğim.Yani makamın bir üstüne. Hükümet key leri ödedik diye davul çaldı (!) Ben koşturmaya devam edeceğim. Devletten emekli olan bir vatandaş olarak anladım ki, çiviler çıkmış artık. Bu ne kepazelik, bu ne aldatmaca..
Anlaşılacak olan, bir bilgi alamamam nedeniyle KEY oldu şeyy.
22 Aug 2008
Popular Posts
KEYYYY OLDU ŞEYYYYNASİHAT GİBİ İTİRAF
KARŞILIKSIZ SEVGİ
HAYATA BAŞKA BİR BAKIŞIN ŞİİRİ
DÜNYA VE SINAVIMIZ
Sponsor Links
Tags
BAYRAM, SEÇİM, HAYAT, lahmacun, SAYLAN, meclis, savaş, yemek, YAŞAM, annem, köfte, şöför, DÜNYA, TANDOĞAN, cevher, sevgi, mutfak, YARDIMCUMHURİYET REJİMİ BİZ TÜRKLERİN VAZGEÇİLMEZİDİR

POQbum .com Graphics
Comments
SERDAR: Bence burada John un anne ve b...
nelly: ÜZGÜNÜM AMA BENDE MÜRACAAT ETM...Fulya: Canım Annemcim yine süpersin....
Hülya: öncelikle siten hayırlı olsun...
dilara: JOHN'NUN HIKAYESI COK DRAMATIK...
Search
gönüllü çalışma

Myspace Angel Comments
|
|
| SARI MELEKLER grubuna abone ol |
| Bu grubu ziyaret et |



(0)